YOLCULUK Dergisi - Kamil Koç Aylık Kültür ve Yaşam Dergisi

Kamil Koç Aylık Kültür ve Yaşam Dergisi

GÖZLEMEVİ GeçmiŞine Saygılı Bir Adamın Yazı: Üstün Akmen Tiyatro EleŞtirmeni-Yazar Uluslararası Tiyatro EleŞtirmenleri Birliği (IATC) Türkiye M

GÖZLEMEVİ GeçmiŞine Saygılı Bir Adamın Yazı: Üstün Akmen Tiyatro EleŞtirmeni-Yazar Uluslararası Tiyatro EleŞtirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi Genel BaŞkanı uakmen@superonline.com Yeni Yıl Yazısı Y ılın son günü, durup dururken eski yıllarımı anımsadım. KuruyemiŞ ve tombala, yılbaŞı akŞamlarının vazgeçilmezleriydi o yıllarda. Nereden nereye, birden anımsadım iŞte! İlkokuldayken ,"Yerli Malı Haftası" yapılırdı. "Yerli malı, yurdun malı / Herkes onu kullanmalı"... Kuru incir içine ceviz koyar, küçük ellerimle Yafa portakalları soyardım. Sonraki yıllarımda berberlerde, Yusuf Ziya Ortaç'ın "Akbaba"sının okunduğuna tanık oldum; kayıŞlarda çelik usturalar bilendiğine de... "Arap Mabel" çiğner, topaç çevirirdik yukarı mahallede. Yani Şimdilerde kalmayan mahallelerde... Koskoca balina, küçük gömlek yakasına nasıl girerdi bir türlü anlayamazdım. İtiraf edeyim, hala çözemedim sırrını masmavi çivitle, bembeyaz çamaŞırın yıkanmasının. Radyo dinlerdik. Babam: "Dinleyin ufkunuz geniŞlesin." derdi. "Bak Bak" mağazası Yüksekkaldırım'daydı, bilirdim. "Hayat Mecmuası"nda Hikmet Feridun Es'le birlikte dünyayı gezerdim; hem pasaportsuz hem de vizesiz. Türkiye'de 67 il vardı; Zonguldak en sonuncusu... İŞ Bankası kumbaraları ilk tasarruftu; belki de ilk mülkiyet. Konkensiz, altın günsüz kadın günleri yaŞanır; el iŞleri yapılır, dantelalar örülürdü. Çaylar, ince belli bardaklarda içilirdi. Sohbetler önce yakın çevrelerden baŞlar, ülke sorunlarına gelinirdi. Yemek, beyaz masa örtülerinin üzerinde, porselen tabaklarda yenilirdi. KomŞu "mevhum" değildi ve de sadece dilde değil, gönülde de vardı. "Talimat" üzerine komŞuya gider, "Bir maniniz yoksa annemler size gelecek." derdik. Lacivert yaz akŞamlarında, yazlık sinemalara "maaile" gidilirdi. İnsanlar daha mı az yorgundu ne; otobüslerde büyüklere yer verilirdi. Tekel birası ve Bafra sigarası, delikanlılığa ilk adımdı. (Anımsayamıyorum, likör müydü ikram edilen zarif kristal kadehlerde?) Aylık bütçeler, genellikle Yenice ya da Gelincik sigara paketlerinin arka kapağına yapılırdı. Kimliğini bir türlü aklımda canlandıramadığım Orhan Boran'ın "Yuki"si ile Şenlenirdi evlerimiz. Her dem tazesi bulunsun diye, kahve yüzer gram alınırdı. İskele meydanlarında ıstakoz sepeti ve çirozlar asılı durur; kıŞ öncesi evlerde reçeller yapılır, turŞular basılırdı. Bir " Job"la beŞ tıraŞ olurdu, "Nacet" kullanmayanlarımız. Siyah okul önlükleri ve beyaz yakalar geceden ütülenirdi. Sevgileri, sevdaları ilden ile, gönülden gönüle taŞırdı kartlarımız, mektuplarımız. Ezanı kötü sesli müezzinin sesinden hoparlörden dinlemez, dokuz kez düŞünmeden laf etmezdik. Çocuklar oyun bile oynar; toprağı saksıda değil, arsada ve bahçede tanırlardı. Çevre örgütleri o zamanlar boy göstermemiŞti; çünkü çevre vardı. 10 Kasım'larda gazeteler siyah manŞetle çıkar, fabrikalar sirenlerini çalardı. Anayurt dört bir yandan demir ağlarla örülüydü ve Ankara'yı ziyaret eden dostlar, Anıtkabir'i ziyaret etmeden dönmezlerdi. Türk'ü, Kürt'ü, Ermeni'si, Rum'u, Yahudi'si bir arada barıŞ içinde yaŞardık. Bildiğimiz en gizli Şey, ayakkabılara yapılan pençeydi. KonuŞtuğumuz dil Türkçeydi. Fener alayları yapılırdı, göğsümüz Cumhuriyet'in tunç siperiyken. Kucak kucak çiçekler toplanırdı kırlardan, tertemiz duygularla annelerimiz için. Yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye, bu dünyadaki yerini alacaktı. İnanmıŞtık... Geleceği, geçmiŞten kopmadan kuracağımızı sanırdım. YaŞadığımız binlerce gerçek ve kurduğumuz binlerce düŞ vardı, daha düne kadar. Sonrasını sorarsanız, 2009'a girerken sadece bir tutam değer kaldı. Artık değeri olmayan... 24 Yolculuk

tasarım ve programlama : hızır seven