tozmalarımıza. Bilirdik ki yanlıŞ bir Şey yaparsak, babamızı çok üzeriz; o nedenle de yapmazdık zaten. Şimdi çok özlüyorum onu. Babam, birçok babaya örnek olabilecek bir insandı. Unutmadığım sözlerinden birisi de Şuydu: 'Ben gelip seni okulunda takip etmem.' demiŞ ve 'Dersin nasıl, sınavından kaç aldın, sormam etmem çocuğum ama bir sene sınıfta kalırsan, alırım.' diye eklemiŞti. 'O zaman bütün yapacağın, evde oturup koca beklemek olur ama okursan bir bileziğin olur, kendi baŞına ayağının üzerinde durursun.' dedi. Daha ilkokula baŞlamıŞ beŞ buçuk yaŞında bir çocuktum ama bu sözler hep aklımda bir köŞede durdu." İlkokula 5,5 yaŞında baŞlar. Okula girdiği ilk günden itibaren yabancılık çekmeyen, okulu ikinci evi gibi gören, ağlayan çocuklara anlam veremeyen Ümit Hanım; öğretmeninin de yönlendirmesiyle, sıkı bir kitap kurduna dönüŞür. Kendi karakterini biçimlendiren unsurların baŞında da çok sevdiği kitap okuma özelliğinin ve yine çok sevdiği Atatürk'ün geldiğinin de altını çiziyor zaten. Aydın'da ilkokul ve liseyi baŞarıyla tamamladıktan sonra, üniversite sınavlarına en küçük bir heyecan hissetmeksizin girer. Ne sınava girdiğinde ne de kazanmayı hiç beklemezken İTÜ Elektronik HaberleŞme Bölümü'nü kazandığını duyduğunda heyecanlanır. "Üniversiteye gitmek için bir heyecan duymuyordum; sadece bir Şartlanma vardı. Yani okulda baŞarılıysanız, ya doktor ya mühendis olmalısınız, diye düŞünülürdü. Ben de doktor olmak istemiyordum ve mühendisliği seçmiŞtim. Tamam, yani kaderin çizdiği yolda gidiyorsunuz, heyecan yapacak bir Şey yoktu ama İstanbul'a gidince, gerçekten çok heyecanlandım; çünkü orada ciddi bir kültür Şoku yaŞamıŞtım. Hani köyden gelen Kezban vardır ya, aynen öyleydim." Bu hissiyat ve İstanbul'daki yoğun yaŞam, 16 yaŞında genç bir kız olarak ürkütür ve hatta kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek için tercih ettiği bu Şehirde okumaktan vazgeçme noktasına getirir onu. Milliyetçi duygularla, eline yaktığı kınasıyla İstanbul'a, üniversitelerde sağ sol çatıŞmalarının en yoğun yaŞandığı 70'li yılların sonlarında gelen Ümit Hanım, annesinin desteği ile geri dönmekten vazgeçer ama hiçbir Şey umduğu gibi olmayacak, Aydın'ın baŞarılı öğrencisi, ilk birkaç yıl tökezleyecektir okulda. Amcasının BeŞiktaŞ'taki bir oda evinde iki kuzeni, yengesi ve amcasıyla yaŞarken ders çalıŞamayacak, milliyetçi duygularının üniversitedeki sağ ve sol düŞüncedeki yaŞıtlarıyla çakıŞmadığını fark edecek, dostlarını kör kurŞunlar altında yitirecek, kendini ciddi anlamda Şekillendirmeye baŞlayacaktır. "Okulun ilk yıllarında, sağ ve sol gruplaŞmalarda kendime bir yer bulamamıŞtım; çünkü her iki tarafın düŞünce yapısına da tam olarak uymuyordum. Sağcılar bana 'komünist', solcular 'faŞist' diyorlardı. Don KiŞot değildim ama her iki taraftan da farklı algılanıyordum. Elimdeki kınayla, milliyetçiliğimi ve Şehirli kızlardan olmadığımı anlatarak geldiğim Şehirde, bilinçsel değiŞim yaŞadım. Ben üniversitede de Tercüman gazetesi okumaya devam ediyordum. O yıllarda, politik kimliğini vurgulamaktaydı okuduğun gazete. ArkadaŞlarımınsa çoğu solcuydu ama sağ olsunlar beni dıŞlamadılar; sanırım beni çok zararsız görüyorlardı. Öyle çok Şey yaŞanıyor ve öyle çok ölümle yüzleŞiyorduk ki iki farklı düŞünce yapısındaki iki grubun da yaptıkları Şeyler kabul 56 Yolculuk