Artemis'e meŞe ağaçları altında tapınılırdı. Bir Artemis ilahisinde, "Efes'te, deniz kıyısında bir meŞe ağacı altında senin için bir heykel diktiler." denmektedir. Galatlar, Frigyalıların ağaçlarla ilgili törenlerini de benimsemiŞlerdir. Din adamlarının gözdesi olan meŞe, Kibele'ye adanmıŞ kutsal bir ağaçtı. Anadolu'da MÖ 300'lerden itibaren hüküm sürmüŞ Galatlarda, meŞe ağacı kutsal bilinip, yaŞ meŞe ağacını kesenlerin cezası ölümdü. Galatların hukuksal ve politik yaptırımlarını, dinsel yönlü bir bilimsel isminde de volkanik tanımı geçen "Quercus vulcanica"dır ve Afyon, Isparta, Konya, Kütahya illerinde yetiŞmektedir. Bu endemik türümüzün diğer adı, "kasnak meŞesi"dir. Bu meŞenin odunu, kaplama ve parke yapımlarında çok rağbet görür. Zaten meŞenin adındaki "kasnak" kelimesi de bu ağacın tarım aletleri veya örgü iŞlerinde kullanılan ahŞap kasnak yapımında kullanıldığının ipucunu vermektedir. Galatlarda koyunculuk ve yün ihracatı, en önemli ekonomik faaliyeti oluŞturmaktaydı. Galatlar, koyunlardan elde ettikleri yünleri, kermes meŞesinden (Q. coccifera) elde ettikleri kırmızı boya ile boyarlardı. Kırmızı boya, Anadolu kültürlerinin her safhasında "koruyucu" nitelikler yüklenen bir renkti. Kırmızı boya, kermes meŞesi üzerinde yaŞayan ve "kırmıs" olarak adlandırılan bir böcekten elde edilirdi. Kırmızı boya elde edildiğinden, bu meŞeye UŞak ilinde bulunan meŞhur Karun Hazinesi'nin en nadide parçalarından olan meŞe palamudu motifli gerdanlık, görenleri Lidya sanatının üstün estetik anlayıŞıyla büyülediği kadar, Anadolu bitkilerinin sanat ve uygarlığın doğumunda baskın rolünü göstermesi açısından da dikkat çekmektedir; meŞe, baŞ tacı edilen bir ağaçtır antik çağlarda. "kırmıs meŞesi" de denir. Kırmızı kelimesi de "kermes" ve "kırmıs" kelimelerinden türemiŞtir. Günümüzde Anadolu'da hala, kermes meŞesinden kırmızı boya elde edilmektedir. YaŞamın, aŞkın, özlemin, sevdanın, koruyup kollamanın rengi olan "kırmızı" kelimesinin kaynağı, Anadolu'nun meŞeleridir; onlar, altında yaŞayan insanları, yiyecek ve ilaçlarıyla koruyup kurtardıkları gibi, kırmızı ve sarı boyalarla, yeniden doğuŞ ve aŞk düŞüncesinin renklerini de Anadolu'ya armağan etmiŞlerdir. Antik çağlarda, meŞe dallarının rüzgarda hıŞırdamasıyla çıkan ses, BaŞ Tanrı Zeus'un nefesi olarak algılanır ve tanrısal bir iŞaret sayılırdı. Antik mitolojide, tebdili kıyafet gezen Zeus'a misafirperver davranan Frigyalı Philemon, Tanrı tarafından, ölümsüz olması için meŞe ağacına dönüŞtürülmüŞtür. MeŞe ağacının diğer ağaç ve otların yetiŞmesini engellememesi, onlarla birlikte yaŞaması, antik çağlarda bu ağacın misafirperver ve meclis gibi karara bağlayan kurul olan Drynemeton'un Türkçe anlamı, "kutsal meŞe koruluğu" veya "kutsal meŞe tapınağı" anlamına gelmekteydi. MeŞe, Tanrı'nın bir görüntüsü olarak kabul edilirdi. Nitekim Galatlar veya diğer adıyla Keltler, meŞe ağacından devasa Tanrı heykelleri yapmıŞlardır. Ari halklardan Kelt, Alman ve Slav uluslarında, meŞe ağacı kutsal bir ağaçtı. Ülkemizin beŞ endemik meŞe türünden biri olan "Quercus mecranthera subsp. syspirensis"; Amasya, Ankara, Bolu, Çorum, Sivas, Kastamonu ve Yozgat dolaylarında, Galat uygarlığının yaŞam alanında yetiŞmektedir. Galat topraklarında yetiŞen diğer bir endemik meŞe, volkanik toprakları sevdiğinden, 98 Yolculuk