AYIN MAKALESİ hey'et. Başlarında birer taklit Babıali kavuğu, omuzlarında yerlere kadar sürünen uzun, kenarları fırfırlı maşlahlar. Bıyıklar ince ve mevzun; bakışlar fazla dostane, hatta, "Buradaki işimizi bir an evvel bitirsek de, öteki ekstraya da yetişsek!" makamında yılgın ve yorgun... Bu adamın eline bir de trombon tutuşturuyorsunuz... Evet, birkaç tane "muharip" kılığında enine-boyuna, sert bakışlı, bıyığı bükülmez cinsten babayiğit delikanlı da yok değil fakat gözlerini sabit ve muhayyel bir noktaya dikerek kımıldamadan duran ve elinde tuttuğu sancağı kesinlikle titretmeyen bu çocuklar, mehter orkestrasının başına bir hal gelmesin diye özel güvenlik şirketinden kiralanmış korumalar gibi duruyorlar. Müzikle alakaları yok! Eğer mehteran bölüğü hakikaten böyle idiyse, vaktiyle reformcu padişahımız II. Mahmut hazretlerinin, bunları niçin gözünün yaşına bakmadan lağvedip de yerine Donizetti Paşa riyasetinde askerî mızıka kurdurduğu daha iyi anlaşılıyor. (Bu arada "mehter" ile "mızıka" kelimeleri arasındaki tını farkına dikkatinizi çekmiş olayım!) Zira eğer lağvedilmeden önce mehter bölükleri bu şekle bürünmüş idiyse, bunların düşmandan ziyade bizim askerlerin moralini perme-perişan ettikleri açıktır, tartışılmaz. Böylece son iki asırdan beri Osmanlı ordularının küffar önünde niçin yılgınlığa düşüp düşmandan yüzgeri ettiklerini de izah edebiliriz. Bakınız şu anda aklıma geldi; bu nokta-i nazar, Batılılaşma tarihimizi izah bakımından son derece yeni ve cazip bir teoridir ki bila-bedel bilim dünyasına armağan ediyorum. Stüdyodaki müzisyen arkadaşların bu işte bir taksiri yok elbette; lütfen onlar üzerlerine alınmasınlar fakat mehteri bu şekle koyanların pişkinlik göstermesine izin verecek değiliz. Yanlış yapıyorlar. Değerli arkadaşlar; ille de mehter bölüğü veya takımı kuracak iseniz, bu orkestranın bir savaş enstrümanı, esasında muharip bir birlik olduğunu unutmayacaksınız. Mehter Musîkisi, -tabir mazur görülsüncengaver, saldırgan, rahatsız edici, dehşet verici, yüksek volümlü bir musîkidir; bu da demek oluyor ki, kesinlikle minyatürize edilemez. On kös yerine bir ramazan davulu, elli zurna yerine iki trombon veya trompet, iki yüz zil yerine birkaç tane çıngırak koyulduğunda bu tesiri elde edemezsiniz. Ya tam yapacaksınız, ya hiç! Bu bölüğün mensupları, evvela savaşçı oldukları için neredeyse kolalı gömlek kuşanarak püsküllü, kalıplı fesle icra-yı sanat etmek yerine bir savaşçı nasıl telebbüs ederse öyle giyinecekler; müziklerini de o eda ile yapacaklar. Bu müzik, meydan müziği beyler; "meydan sazları" ile icra olunacak. İcraya başlayınca da on kilometrelik yerdeki "düşmen-i din"in yürek yağlarını cızır cızır eritmiyorsa o işi bırakacaksınız; "Tarihî ve askeri caz-band" diye yeni bir akım başlatabilirsiniz fakat muhter musikisi değil. Tabii, evvela o azîm velveleyi zihnen tahayyül edebilmek lazım! Gelelim işin repertuvar faslına! Bugünün mehter musîkisi, "Ceddin deden"le başlayan, "Gafil ne bilir"le devam eden ve "Tarihi çevir, nal sesi..." ile biten daracık bir repertuvara sıkışmıştır. Buna Yıldırım Gürses'in o çok güzel Fetih Marşı'nı da ilave ederseniz, sadece bir hane çalınan tarihi peşrevlerle birlikte liste en kabadayısından sekize-ona çıkar; daha fazla değil. Bugün askerî musîki namına mevcut bulunan bütün eserler, II. Mahmud'un Garplılaştırma operasyonundan sonra Donizetti Paşa'nın sevk ü idaresinde şekillenen Batı tarzında marşlardan ve terennümlerden ibarettir. YAZAR: TURAN ALKAN NOT: KISALTILMIŞTIR.