dinlerin fıtratından gelen bir inanıştan dolayı tam olarak gerçekleşemez; zira dinler fizik üstü olarak tanımlayabileceğimiz bir takım olaylara bağlıdır. Nasıl ki Ömer Çelakıl gibi bir takım insanlar Kuran'da toplama/çıkarma yapıp Allah'ın varlığını kanıtladığına inanıyorsa, veya Excel'e ayet sayılarını girip kabataslak Allah yazısını görünce Allah'ı ispatladığını söylüyorsa, dinler hiçbir zaman bilimsel ve akılcı olamayacaktır. Ancak bu demek değildir ki, Tanrı diye bir güç yoktur, zira herşeyin bir tesadüfe bağlanması da az önce bahsettiğim dogmatik uygulamalarla özdeştir. Neyse, biz ümmetçiliğe dönelim; Hoca'nın söylediği gelişmeyi iten bazı olgular olmalı; bu itici güç ise son 2 yüzyıldır "ırk"... Atatürk devrimlerinin ardından Türkiye'nin milliyetçi bir yörüngeye kaymasının sebebi de budur; Halifeliğin kaldırılmasının da... İsrail'in şu anda Yakın Doğu'nun tek süper gücü olmasının bir sebebi de, "ülkesiz kalma" korkusudur. Avrupa'de ise ırk kavramı, Kilise'nin 16. asırdaki düşüşü ile beraber yükselişe geçmiş, 19. yüzyıl itibari ile ülkelerin bir numaralı politikası olmuştur. Bin yıl önce "din" ülküsü ile omuz omuza Kudüs'e savaşmaya giden Avrupalılar, bugünlerde bırakın din sebebi ile birleşmeyi, gerektiği yerde Vatikan'ı acımasızca eleştirebilmekteler (en son örneğini, şu son ekonomik krizde gördük). Ancak özellikle İslam ülkelerinde millet kavramı önemsenmiyor, önemsenemiyor. İslamî enternasyonalizm olarak tanımlayabileceğimiz ümmetçilik, Batı'da reform rüzgarlarının estiği bir dönemde yükselmeye başlamış, özellikle 1. Dünya Savaşı'nın ardından düşüşe geçse de İslam alemin tek birleştirici unsuru olarak yer edinmiştir. Tarih boyunca bir defa bile büyük çaplı ve toplu bir "cihad" hareketine girişmemiş İslam alemi, özellikle İsrail'in peydah olmasının ardından garip bir birleşmeye doğru gitmeye başlamıştır. Örneğin Türkiye bir türlü ulus devlet özelliğini benimseyememiştir, bunun sonucunda da sol-sağ çatışmaları ile bilenen Abdullah Öcalan gibi insanlar isyan etmiştirler. Ya da Atatürk'ün kökten kaldırmaya çalıştığı cemaat gibi dînî sömürü merkezleri daha da güçlenmiştir. Peki İslam gerçekten rasyonel bir çizgiye oturursa ne olur? Bana sorarsanız pek birşey olmaz, en fazla İslam'ın bir başka fraksiyonunu görürüz. Zira dediğim gibi, dinleri akılcı bir yörüngeye oturtmak için din felsefesini değiştirmeniz gerekir, bu da şu konjonktürde imkansızdır. Yani zannedildiği gibi bu, devrim şeklinde nitelendirilebilecek bir kıstas değildir. Geçen günlerde Kültür Bakanlığı, Türkiye'yi tanıtan filmlerden fes, dansöz gibi etmenleri çıkardı. Bence çok doğru bir hareketti; zira bunlar Türk kültüründen olgular değil, Arap kültürünün parçalarıydı. Bu tip değişiklikler ile sahip olduğumuz toprakların ve kimliğin değerini anlayabiliriz, gelişebiliriz... Bu tetiklenme sağlandığında yobazlık ya da dinsizliğin tartışılabileceği şartlar da oluşacaktır...