Özel bir sınıflandırma ile on bir, on iki ve on üçüncü yüzyılları, "Selçuklular dönemi" olarak isimlendirmek mümkündür. Tasavvuf tarihinin en dikkate değer safhalarından biri olan bu yüzyıllar, daha sonraki asırların tasavvuf düşüncesini büyük çapta etkisi altında bulunduran Kadiriyye, Rifaiyye, Mevleviyye, Ekberiyye ve Kübreviyye gibi İslam dünyasının meşhur tarikat zümrelerinin teşekkül ettiği ve kurucularının yaşadıkları dönemdir. Özellikle tarikatlara ait tasavvufî fikir, adab, erkan ve ıstılahların bu asırlar içinde doğup geliştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylesi bir yapılanmanın zirvede bulunduğu bu dönemden sonra, tasavvuf düşüncesi yeni hamleler gerçekleştirememiş ve bu bakımdan tekamül gösterememiştir. Anadolu Selçukluları zamanında, Müslüman toplumun sosyal ve dinî yapısı ile mezhebî eğilimlerinin tespit edilebilmesi ancak, Türklerin Anadolu'ya hangi inançlarla geldiklerine ve neler bulduklarına bağlıdır. Bundan dolayı biz önce, Türklerin Anadolu'ya göçlerini ve bu göçlerle birlikte Anadolu'ya taşınan dinî inanç boyutunu incelemeye çalıştık. Daha sonra Selçuklu yönetiminin uyguladığı sosyal ve dinî politika ile bu politikalara paralel olarak toplumsal yapıda kendiliğinden oluşan şehirli ile göçebe halkın birbirlerine bakış açılarını ve bunun dinî-mezhebi alana yansımasını irdelemeye gayret ettik. Bu çalışmamızda elimizden geldiğince tüm kaynakları tarayıp istifade ettik. Yine de bu çalışmanın dört dörtlük bir ilmi eser olduğu iddiasında değiliz. Selçukluların dini hayat ve düşüncesi ile ilgili kaynaklar ne yazık ki kifayetsizdir. Bunu aşabilmek ne yazık ki çok zordur. Yine de biz elimizden geldiğince bu sorunu aşmaya çalıştık. Bizim bu çalışmamızın temel kaynağı değerli araştırmacı Seyfullah Kara'nın "Selçukluların Dini Serüveni" adlı çalışma ve Ahmet Ocak'ın "Selçukluların Dini Siyaseti", bununla birlikte Osman Turan, Ömer Lütfi Barkan, Yaşar Ocak ve en çok da Mikail Bayram'ın eserleri de faydalandığımız kaynaklar arasındadır. Biz bu makalemizde genel olarak giriş mahiyetinde bir çalışma yaptık eğer kısmet olursa bu makalenin devamını da yayınlayacağız. Faydalı olması ümidiyle iyi okumalar. TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABULÜ Türklerin, İslamiyet'ten önceki dini inançlarının tespit edilmesi, İslamlaşma sürecinde yaşanan dinî ve sosyal mücadelelerin anlaşılmasına ve bu inançlarla İslam inançları özellikle de Şiî - Batınî inançlar arasındaki benzerliklerin Türklerin İslam'ı kabul edişlerinde etkili olup olmadığını bilmemiz açısından çok önemlidir. Bu konunun daha iyi anlaşılması için Türklerin eski İnançlarına kısaca temas edeceğiz. Türklerin İslam öncesi dinî inanç sistemlerinde bir bütünlük olduğu söylenemez. Dini inançlar açısından bakıldığında, bütün bir Orta Asya'da inanç bazında tam bir çeşitlilik ortamı yaşanmaktaydı. Türklerin yaşadığı bölgelerin refah seviyesinin yüksek olması, başka milletlerin buralara akınlar yapmasına sebep olmuş ve dolayısıyla Budizm, Zerdüştlük, Mani ve Hıristiyanlık gibi dinler, Türkler arasında bir tepki görmeden rahatlıkla yayılmış ve varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türkler, İslam'dan önce, bütün dinlere karşı taassup ve dar görüşlülükten uzak bir şekilde son derece tolerans ve müsamaha ile