kriz zamanlarında, ne yapacağınıza ilişkin net planlara sahip olun plan bu krize yetişmediyse, bir sonrakine işe yarayabilir. Bir plan sahibi olmak, plan ne olursa olsun, işe yarayabilir. Peki kriz çalışanların yanı sıra, işverende ne tür psikolojik etkiler yaratır? İşadamları kriz dönemlerinde telaşla hangi tasarruf politikasını izleyeceğini, kaç personel çıkaracağını düşünmeye başlıyor. Alışverişin zaruri durumlara sınırlanması, ödemelerin, tanıtım harcamalarının en azından geciktirilmesi, kazançların zincirleme düşmesi, para alışverişinin ve buna gereksinim duyan üretimin durması hangi tasarrufla düzeltilebilir? İşten çıkartılma kadar, işten çıkartma da başlı başına moral bozucu bir süreçtir. Her ayrılık gibi, bir başaramama ve eksik kalma hissini barındırır. Ama daha dokunaklı olan, başka birisinin hayatını sürdürmesi için sizin elinizde olduğunu düşündüğünüz bir kanalı kesip atma duygusudur. Böyle kararlar almak zorunda kalan işverenlerin, işyerlerinde bunu bizzat uygulayıcısı olanların ruh durumlarının nasıl etkilenebileceğini tahmin edebiliriz. Krizi, tabii ki, işveren ya da personel çıkartmadı. Kendi katkınızın ne olduğunu bile bilmediğiniz bir ekonomik kriz durumunda, "kurban olan" ya da "kurban eden" rollerini size kimin oynattığını da anlayamıyorsunuz. Kime kızacaksınız? Toplu bir felaket anında, acının size sınırlı olmadığını düşünmenin rahatlatıcı etkisini de kendinize çok görmeyin. Çünkü, insanı insan yapan diğer tüm canlılardan ayıran temel iki ihtiyaç, sevmek ve çalışmaktır. Bu olanaklardan yoksun kalmak, iki temel ihtiyacın en az birisinin karşılanamaması, insanların ruh sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturur. Kriz dönemlerinde asıl artan, toplumsal strestir. Örneğin, sırtınızda 50 kilo yük varken haberiniz bile yokken 500 kilo yük sırtınıza bindirildiğinde, eklemleriniz nasıl çatırdarsa, ruhunuz da stresle öyle çatırdayabilir. Keyifsiz, kararsız, sinirli, gergin olmaya başlarsınız Bu tam bir ruhsal hastalık düzeyine ulaşmasa bile, hayata, ailenize, çevrenize karşı performansınız düşer. Ruh sağlığınızda hemen doktora gitmeyi zorunlu kılacak bir bozulmadan daha sık olarak, belli belirsiz, "sızıntı" sorunlar ve bunların birikip, taşması biçiminde yaşarız. Bu süreçte pasifleşmiş, gelecek perspektifini yitirmiş, sıradanlaşmış, canından bezmiş kişilerden oluşan bir topluma dönüşmemiz an meselesidir. Dönüşmemek de bizim elimizde. İş dünyasının önderlerinin en azından toplumun geri kalanı gibi davranmaması, başkalarına duyarlı, öngörülü ve akılcı davranması gerekiyor. üretmek gerektiğinde, yani yaratıcı süreçlerin olması, dürtü kontrolünün daha az olması gerektiği durumlarda ise, pozitif bir atmosfer yaratmak önem taşır. Endişe ve korku ise, belirsizlik ortamlarının tetiklediği başlıca negatif duygudur. Problem negatif ya da pozitif duygu içinde olmakta değil, bu duygulardan bir tanesine sıkışmakta, takılıp kalmaktadır. Yalnızca negatif ya da yalnızca pozitif duygu içinde olan kişiler tek vitesli bir araç gibi, sadece belli koşullarda iyi performans göstermeye mahkumdurlar. Vitesi zemine göre değiştirebilenler ayakta kalır. Pozitif düşünce ile pozitif duyguyu birbirinden ayırmak gerekir değil mi? Kesinlikle. Terimler çok kandırıcı. Terimlere takıldığımız zaman kafamız karışıyor. Pozitif duyguyla pozitif davranışı karıştırmamak gerekiyor. Duygu, içimizde hissettiğimiz; davranışsa, dışa yansıyandır. Negatif hissedebilirim, hatta özellikle negatif hissettiğim için, karamsar bir ruh halinde isem, pozitif davranmak için, reflekslerime teslim olmamak için fazladan gayret gösterebilirim. Bu sebeple,negatif bir duyguyu bastırmaya çalışmak zararlı sayılmalıdır. Negatif duygular içinde olmak,iyimser düşünmemize engel olmaz. Eğer iyimser düşünen bir yapımız var ise, hayat şartlarının bizi sürüklediği keyifsiz ve tatsız ruh halinin önünde sürüklenmek yerine, enerjimizi negatif hislerin net görmemizi sağladığı gerçekleri aşma yollarını aramak için kullanabiliriz. Herşeye rağmen pozitif düşünce" Kriz döneminde pozitif duygular işe yarar mı? Pozitif duygular, bazen bizi fazla rahat hissettirebilir;detaylı analiz gerektiren durumlardan, canımızı sıkacak bilgilerden uzak tutabilir. çok pozitif isek, fazla derin düşünemeyiz. Pozitif duygular ağır bastığında, çevreyi daha az önemseriz. Aslında yeni fikirler İşsizlik psikolojiyi neden bu kadar etkiliyor? İşin kaybedilmemesi halinde tembellik etmek zevkliyken, tam tersi olduğunda sonuç neden değişiyor? Yankı Yazgan kimdir? Çocuk ve yetişkin psikiyatrisi alanlarında uzmanlık eğitimi alan Prof Dr Yankı Yazgan, çalışmalarını her iki grupta da aktif olarak sürdürüyor. Temel eğitimini Bornova Maarif Koleji, Ankara Fen Lisesi ve Ege Tıp Fakültesi'nde tamamladıktan sonra, genel psikiyatri ihtisasını Marmara Üniversitesi Hastanesi'nde, çocuk psikiyatrisi üst ihtisasını ve klinik araştırmacılık eğitimini Yale Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü'nde yaptı. Yazgan, halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde ve Yale Child Study Center'da öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Çeşitli bilimsel ve popüler yayınlarda yazıları, ulusal ve uluslararası ödül ve araştırma destekleri bulunan Yazgan, Kalp Çarpar Beyin Böler (2007) ve Kalbinle Düşün Aklınla Hisset (2008) kitaplarıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı. İş ve yönetim alanındaki yazılarına ve konuşma metinlerine www.yankiyazgan.com'dan ulaşabilirsiniz. Röportaj / Dilek Cesur