ONCE INSAN - Yeşim Tekstil Önce İnsan Dergisi

Yeşim Tekstil Önce İnsan Dergisi

Arzu Kaprol 17 bir takım talepleri vardı ve benim de projenin içinde olup olamayacağımı sordular. Ben de büyük bir onurla kabul edebileceğimi söyledim

Arzu Kaprol 17 bir takım talepleri vardı ve benim de projenin içinde olup olamayacağımı sordular. Ben de büyük bir onurla kabul edebileceğimi söyledim. Her ne kadar hayalim askeri kıyafetler tasarlamak olmasa ve askeri kıyafetlere gerek duyulmayan bir dünyada yaşamak olsa da hayatımızın içinde olan TSK'ya bir fayda sağlamak istedim. Projeye başlamadan önce bir takım araştırmalar yapılmıştı ve bana verilen brief'te beklentiler, problemler, bunların nasıl bertaraf edilmek istendiği, Türkiye'ye özgü kamuflaj desenlerinin nasıl olacağı yer alıyordu. Bunların kıyafetlere uygulanması da önem taşıyordu. Nanoteknolojiyi ilk defa o projede bu denli yoğun biçimde kullandık. TSK'ya tasarım yaparken en önemli kriterim, düğmelerin ışığın altında dahi parlamamasıydı. Düğmelerin yansıma yapmaması ve askerlerin yerinin belli olmaması gerekiyordu. Ayrıca bu kıyafetlerde özel bir takım geri kapamalar kullandık. Çünkü yerde sürünmeden, nişan almaya kadar askerin pek çok fiziksel aktivitede bulunması gerekiyordu ve bunun için körük dediğimiz, kıyafetin hareket kabiliyetini artıran, çekmeceye benzeyen iç geri çekme detaylarını kulandık. Sözlü olarak anlatmak çok zor ama kıyafetlerin içinde, içten girdi lastikler, hava alma delikleri, suyun dikişlerden içeri sızmadan akıp gitmesini sağlayacak su kanalları yer alıyordu. Aslında bir tür otomobil tasarımı gibi bir şeydi bu kıyafetleri tasarlamak. etkilemiyor ama işin nasıl yapılması gerektiği etkiliyor tabi. Türkiye'de sizden başka nanoteknoloji kullanan tasarımcı var mı? Dünya genelindeki tasarımcıların nanoteknoloji ile arası nasıl? Mutlaka vardır ama bu kadar çok ve yoğun kullanan olduğunu zannetmiyorum. Dünyada da nanoteknolojiyi kullanan pek çok tasarımcı var tabi ki. Konuya sadece nanoteknoloji olarak bakmamak lazım. Her türlü akıllı teknolojiye ihtiyacımız var hayatta. Bir yandan çok romantik, çok hoş ve değerli ürünleri, insanca ve duygusal olarak kullanmak isterken, aynı zamanda o eşyalar kir tutmasın, bozulmasın ve hayatımızı kolaylaştırsın istiyoruz. Bunun gibi akıllı çözüm gereksinimleri, nanoyu her geçen gün hayatımıza daha da çok sokacaktır. Folklor kıyafetleri dışında bu kıyafetleri de giymiyoruz. Ama bu kültürün içinde var olduk ve bu kültürün yaşamımızda izleri var. Kültürel unsurlar kıyafetlerimizde ise nerdeyse hiç yok. Bu sebeple ben tasarımlarımın dış görünüşleri global bir stil olsun, dünyanın herhangi bir yerindeki bir kadının giyebileceği gibi olsun, ancak aynı bizim içimizden olduğu gibi, kıyafetlerin içinden de Osmanlı'ya ait detaylar çıksın istiyorum. Bu bir baskı, astar ya da nakışta olabilir. Ama temelde görünmeyen ve gösterilmeyen yerlerinde Osmanlı desenleri olmasını istiyorum. Bunu yaparken de artık hayatımızın bir parçası olan teknolojiyi kullanıyorum. Aslında bu, İstanbul'u yansıtan bir bakış açısı. Hem modern, hem de çok kültürlü. "BUGÜNLERDE EN SEVDİĞİM KELİME OTTOMODERN" Tasarımlarınızda kullandığınız nanoteknoloji, Arzu Kaprol markasına algı olarak ne katıyor? Ben işimi ikiye bölüyorum. Bunun bir tarafı tasarımcı kimliğimle yaptığım Arzu Kaprol markalı ürünler, bir diğer bölümü ise şirketimde tasarımcı arkadaşlarımla yaptığım kurumsal çalışmalar. Kurumsal işlerimiz daha çok performans odaklı ve akıllı tekstil teknolojileri üzerinde kurgulanmış kıyafetler. Bu apayrı bir iş. Bunun Arzu Kaprol markası üzerinde de etkileri var. Benim kendi markamla ilgili yaptığım ve tanımlamaktan keyif aldığım şey ise "Ottomodern" kavramı. Bugünlerde en sevdiğim kelime bu. Bize son olarak "EcoPolis" adını verdiğiniz 2010 yaz koleksiyonunuzun konseptini ve koleksiyonda öne çıkan özellikleri anlatır mısınız? "EcoPolis" adlı 2010 yaz koleksiyonumda, bireylerin giderek yalnızlaştığı bir dünyada, geleceğe dönük umutları tasarımlarıma taşıdım. Ekolojik kent ütopyası üzerine, doğal ve doğal olmayan malzemelerle kurguladığım bu koleksiyon, insan hayatına gerçek anlamda fayda sağlayan bir ürün yaratabilme isteğimden yola çıkarak hazırlandı. Doğal ve doğala yakın malzemelerden üretilmiş "EcoPolis" ile gerçekten doğru koşullarda üretildiğini bildiğiniz, giydiğinizde mutlu olacağınız, kendinizi iyi hissedeceğiniz ürünler yaratmak istedim. Yann Arthus Bertrand tarafından hazırlanmış "Home" filmi bu koleksiyonun çıkış noktalarından biri; dünyada kaybetmek üzere olduğumuz yaşam formları ve bunların nefes kesici güzelliği, evimiz olan dünyayı bize tekrar hatırlatıyor. Ayrıca Mimar Vincent Callebaut'un tasarımı olan "Floating Ecocity for Climate Fefugees" projesi de henüz realize edilmemiş bir kent projesi olarak koleksiyona ilham verdi. TSK'ya tasarım yapmanızın markanıza ve size etkileri nasıl oldu? Ben üzerimde böyle bir etki hissetmiyorum. Çünkü bu bir proje yönetimi. Projenin öncelikleri, sizin tasarım niteliğinizi belirliyor. Tasarım zaten başlı başına bir matematik kurgusu. Beklentiler, problemler, çözümler ve sizin katabileceğiniz yeni yöntemden oluşuyor. Bunun üzerine düşünmeye başlıyorsunuz. Dolayısıyla ben bu tasarımları daha çok endüstriyel tasarım olarak değerlendiriyorum. İş yaptığımız kurumun neresi olduğu beni çok Biraz açar mısınız bu terimi? Hepimiz Osmanlı'nın mirasçısı olduğumuzu söylüyoruz ama aslında bunu yaşamıyoruz. Son derece aktif ve metropol bir hayatımız var.

tasarım ve programlama : hızır seven